Ana Sayfa arrow Makaleler arrow Zeybeklik Geleneği
Zeybekler.Net
Ana Sayfa
Forum
Zeybek Nedir?
Töre ve Törenler
Kostümler
Efeler
Makaleler
Videolar
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Forumdan Son Konular
bingöl grup yarışması 16 mayıs
konservatuar sınavları
Antalya bölge yarışması
M.e.b Türkiye Finalleri
hangi yöre zeybeğin hakkını daha iyi veriyo bakalım:)))
"İğnem Düştü Yerlere" ( Kütahya)
Germencikli Tibet Var
Aydın'dan hangi oyunlar sizce daha güzel?


 

Zeybeklik Geleneği PDF Yazdır E-mail
Okuyucu Oylama: / 33
Kötüİyi 
Pazar, 28 Ocak 2007
3824 kez okundu
Zeybeklik Geleneği

Zeybeklik geleneğinde, bulunduğu bölgedeki yönetim görevlilerinin ve askerlerin baskısından, ağır vergilerden, kan davasından, ağaların acımasızlığından yılarak baş kaldıran; adam öldürmek, dağa kaldırma, çetecilik, hapisten veya askerden kaçma vb. bir olaydan dolayı yönetim güçleri tarafından aranan kişi dağa çıkarak baş kaldırdığını ilan ederdi. Bölgede, bu nedenlerden dolayı dağa çıkan kişiye “Zeybek oldu” denirdi. Yani ne nedenle olursa olsun dağa çıkıp baş kaldıran herkes Zeybek olarak adlandırılırdı. Birden çok zeybeğin bir araya gelmesiyle Zeybek çetesi oluşurdu. Bu çeteyi oluşturan herkesi yaş,  güç, tecrübe gibi etkenler de göz önünde bulundurularak belirli görevleri bulunurdu. Çeteyi yöneten kişi “Efe”, efenin en yakın adamı “Baş Zeybek – Sağ Kol”, sonraki adamına “İkinci Zeybek – Sol Kol” ve diğer geri kalanlar ise “Kızan” olarak adlandırılırdı. “Efe” sözcüğü, “Genç , Yiğit, sakalını tıraş edecek çağa gelmiş delikanlı” anlamına gelen “Ephebos (Efebos)’dan türemiştir. “Ephebos” – “Ephebe” – “Ephebi” – “Epheb” – “Efev” ve en sonunda “Efe” halini alan kelime, ilkçağ Anadolu’sundaki bir teşkilata mensup olanlar için kullanılırdı. Bunlar, on sekiz yaşını doldurduktan sonra kentten ayrılarak Zeybeklerde olduğu gibi zamanlarının büyük bölümünü dağ başlarında geçirir, silah talimleri yaparlardı. Yeterince geliştiklerini düşündükleri zamansa kente inerek bir çeşit Dionysos tapınağı olan tiyatroda gösteri yaparlar, silanlarını, yani kılış ve kalkanlarını birbirlerine vurarak yuvarlak meydanda dairesel danslar yaparlardı. Yaptıkları bu danslar, bugün dahi Anadolu’da oynanmaktadır. Özellikle Bursa yöresi kılıç-kalkan oyunu buna en güzel örneği oluşturmaktadır.

Efeler, yeri geldiğinde kimi varlıklı kişilerin yanında paralı asker olarak da görev yaparlardı.

“Kızan” ise Zeybeklik geleneğine Türklerin kazandırdığı bir sözcüktür. Türkçe’de “genç, delikanlı, erkek çocuk, arkadaş, uyruk, silahlı ve cesur köy delikanlısı, çoğul olarak ev halkı, çoluk-çocuk gibi anlamlara gelen kızan, Zeybeklik geleneğinde de hemen aynı anlamlarda kullanılmıştır. Çünkü çete bir aile gibi düşünülürse, efe aile reisini, kızanlarda çocukları temsil etmektedir. Kızan sözcüğü günümüzde de özellikle Ege ve Batı Trakya’da hala kullanılmaktadır. Kızanlar efelerin emrinde birer askerdir. Efeden izin almadıkça evlenmeleri olansızdır.

Kızanları Zeybekler eğitir ve yönetirdi. Kızanlardan gözü pekliği ve yiğitliğiyle kendini belli edenler; nişancılı, cesaret ve zekilikte üstün başarı gösterip efenin gözüne girenler duruma göre baş Zeybek, ikinci Zeybek gibi görevlere getirilirlerdi.

Zeybeklik geleneğinde dağa çıkan bir kişi, daha önce civarda varlığını kanıtlamış bir başka çeteye katılmak istemezse kendisi gibi suçluları etrafına toplamaya çalışır ve kendi çetesini kurardı. Anca iki veya daha çok kişi aynı anda birlikte dağa çıkmışlarsa, aralarında biri diğer kişi veya kişiler tarafında efe seçilirdi. Bunun için efe olacak kişinin efelik meziyetlerini taşıması ve bunu diğerlerine yeri geldiğinde ispatlaması gerekmekteydi. Bu durumda kızanlığı kabul edip bir başka kişinin efe olmasını isteyen kişiler silahlarını öperek efe adayının önüne kor, uzanıp elini öper ve geri çekilirdi. Bu bir çeşit, karşıdaki kişinin efe olması isteğini dile getirmekti. Efe adayı bu görevi kabul ettiği taktirde kalkarak diğer kişilerin alınlarında öper ve silahlarını geri verirdi.  Böyle bir durumda geçmişte ne denli samimi, içli dışlı olurlarsa olsunlar, artık Zeybeklik geleneğine göre aralarında belirli bir mesafe oluşurdu. Her türlü şart altında efenin emirlerine itaat etmek, efe sormadıkça veya izin vermedikçe herhangi bir soru sormamak ve yorumda bulunmamak kesin kuralları oluştururdu. Bunlara uymayan kişi de efe tarafından öldürülmeyi kabul ediyor demekti.

Efe, Zeybekler ve kızanlar tarafından seçimle belirlendiği gibi miras yoluyla babadan oğula da geçebilirdi. Ancak bu durumda, efe olacak kişinin babasının taşıdığı özellikleri taşıması gerekmekteydi. Efenin ölümü üzerine, şanına layık bir cenaze töreni yapılır, törenin ardından tüm Zeybekler ve kızanlar kahvenin önünde toplanırlardı. Bu sırada efenin oğlu meydana çıkarak babasının kahramanlığını, yaptıklarını sayar ve kendisinin de babası gibi bir kahraman olduğunu söyler. “İşte er meydanı” diyerek ortaya atılır ve bir çeşit meydan okur. Eğer çevresindekilerden bir ses çıkmazsa, bu bir çeşit kabulleniş sayılır. Ardından yeni efe adayı, babasının tüm şahsi eşyalarını, babasından kalan altın ve parayı meydana getirip yığar ve şöyle seslenir: “Babama ait tüm paralar ve mallar sizindir”.  Ancak tüm Zeybek ve kızanlar malları ve paraları yeni efeye miras olarak bırakırlar. Bu tören bittikten sonra, Zeybekler yeni efenin alnını, kızanlar da ellerini öperek bağlılıklarını bildirirler. Eğer efenin oğlu efeliğe layık görülmezse, genellikle en yaşlı Zeybek efeliğe seçilir.

Bir başka durumda ise herhangi bir nedenle dağa çıkan kişi, kendi çetesini kurmaya cesareti yoksa –ki bu durum, genellikle kişinin bu işte yeni olması ve kendine güvenememesinden veya civarda çok güçlü bir çetenin olmasından kaynaklanır – civar dağlarda nam salmış bir Zeybek çetesini bulur ve bunlara kimliğini ve başından geçenleri anlatarak aralarına katılmak isteğini dile getirirdi. Efe ve çevresindekiler durumun doğruluğuna ve ilgili kişinin güvenilirliğine inandıkları taktirde aralarına kabul ederlerdi. “Bir efe yanına kızan olarak anca eli kana bulanmış, kanun kaçağı kimseleri alırdı. Bunlar, dönüşü olmayan bir yolda olduklarından yanların sığındıkları efelere canlı başla bağlı kalır, her emrini körü körüne yerine getirmek zorunda kalırlardı. Onlar için tek kurtuluş yolu, bağlandıkları efelerin günün birinde bağışlanarak düze inmeleri idi. Bu bağıştan kendileri de yararlandıklarından, bu yolla kanunun pençesinden sıyrılmak yolunu bulurlardı. Birtakım kişiler ise, istedikleri efelerin yanına girebilmek için kasten cinayet işlerlerdi.

Mesela araları iyi olmayan birini kollarlar. Adam bir kahvede ise arkasından girerler. Yanından geçerken kasden fesini düşürürler, adam fesini almak üzere eğilirken parmak atmak suretiyle kendisini herkesin yanında küçük düşürürler, bu durum karşısında adam hiddetle ona dönerek: <<Ne yapıyorsun?>> diye bağırınca da önceden hazır ettikleri tabancasını üzerine boşaltarak kendisini öldürür ve hemen soluğu istediği efenin yanında alırlardı. Bu gibi olaylar hiç de az değildir.

Yeni gelen gencin çeteye kabul edilmesi için bir tören yapılırdı. “Halikarnas Balıkçısı sayın Cevat Şakir Kabaağaçlı bu töreni gerçeğe uygun bir biçimde yayınlamıştır.

Bir sabah tan yeri ağarırken Efe, Zeybekler ve Kızanlar ata binerek dağa çıkarlar. Efe yere diz çöker, Zeybek ve Kızanlar da diz çökerler. Namzet ayakta durur. Kızan olacak genç belindeki yatağını çeker, üç kez öptükten sonra Efe’nin önünde diz çöker. Efe diğer kızanlarına şöyle seslenir:

-    Kızanlar, bu koca dağların sahibi kim?
-    
Kızanlar: - Erimiz…
Efe: - Yiğidi kim?
Kızanlar: - Efemiz…
Efe: - Susuz derelerde kavak biter mi?
Kızanlar: - Bitmez…
Efe: - Bitkisiz diyarlarda duman tüter mi?
Kızanlar: - Bitmez…
Efe: - Yiğit kime derler?
Kızanlar: - Sözünde durup efesiyle ölene derler…
Efe: - İnsan dünyaya niçin gelir_
Kızanlar: - Ölmek için…
Efe: - Doğup ta ölmekten kuşkulanan bebekler?
Kızanlar: - Dertlenip hortlamaya…
Efe: - Şeytana bel bağlanır mı?
Kızanlar: - Yardımcımızdır bağlanır…
Efe: - Adem uşağına bel bağlanır mı?
Kızanlar: - Bağlanırsa ağlanır.
Efe: - Var yemezlere acıkmak mı, yoksa dayak mı haktır?
Kızanlar: - Dayak haktır…
Efe: - Yiğitlerde ne yoktur?
Kızanlar: - Merhamet…
Efe: - Korkaklar zeytinleri nerde döverler?
Kızanlar: - Ağaç dibekte…
Efe: - Yiğitler yağı nerde kavururlar?
Kızanlar: - Zalim göbeğinde…

Bu söyleşinin bitiminde Efe ağaya kalkar, önlerinde bulunan teknel (defne) ağacının yanına gelir. Efe teknel ağacına yatağanını saplar. Kızanlar bu ağacın önünde toplanırlar, Efe ağacın önünde söyleşiye devam eder:

Efe: - Sözünde duramayan kahpe bacının öz kızanı olsun mu?
Kızanlar: - Olsun…
Efe: - Şu dualı yatağan böğrüne batsın mı?
Kızanlar: - Batsın…
Efe: - Doğru söylediğinize nasuh, nusuh tövbesini olsun mu?
Kızanlar: - Olsun…

Söyleyişinin bitiminde yeni kızanlar efelerine sadık kalacaklarına and içerler. Yeni kızan bundan sonra teknel ağacına saplı yatağanın altından 7 kez geçer. Bunu diğer kızanlarda takip eder. Sonunda kızan efenin elini, Efe de kızanın alnını öper.  Ona bir yatağan verilir. Bundan sonra genç efenin kızanı olmuştur.

Zeybekler efenin yanından ayrılıp başka bir efenin yanına girmek hakkına sahiptir. Ancak nöbette uyumak, efeden gizli haberleşmek veya evlenmek, kız kaçırmak gibi durumlar çoğunlukla ölümle cezalandırılır idi.
 
< Önceki   Sonraki >

 
Ayi.org
Linkcenneti.com
Counters
eXTReMe Tracker