3425 kez okundu
Zeybekler ve Eşraf Ege bölgesinde Osmanlı dönemine ilişkin isyancılık olayını incelerken gözümüze çarpan ilginç bir olgu oldu. Bu durum, dağlara çıkmış bir kısım eşkiyayla eşraf ve mütegallibe takımının âdeta ortaklığıdır. Bu eşraf ve mütegallibe takımı, araç olarak kullandığı bu tür eşkiyaların erzak, silah, cephane gibi ihtiyaçlarını karşılar, gerektiği zaman parasal destek verir. Gereğinde kendilerini yöneticilere ve takip güçlerine karşı gizler. Şehirlerde işleri olduğu zaman bunları takip eder, çözümler. Bunlara karşılık da bu eşkiyalar bu eşraf ve ağaların malını, mülkünü, yaşamını korumaya alır, kapısının bir çeşit bekçisi olur. Düşmanlarını ortadan kaldırmaya çalışır. Bunlar, genellikle eşraf ve ağa ve mütegallibeye yönelik tehlikeler karşısında kalkan görevi görürler.
Bu kesimler, bu tür eşkiyaları çıkar dalaşmasında birbirlerine karşı kullandıkları gibi, yeri geldiğinde yoksulları sindirmek için de kullanırlar. Osmanlı hükümetinin ve yöneticilerinin içinde bulunduğu büyük çıkmaz ve acizlik, eşraf, mütagallibe, ağalar ve bu türden eşkiyaların bu şekilde el ele vermesini, aralarında işbirliğine gitmesini getirmiştir. Bu durum sonucu arada ezilen, ayakaltında kalan, sıkıntıyı çeken yine yoksul köylüler, üreticiler, sahipsiz ve korumasız halk olmuştur. Bu tür “kapı kulluğu”ndan öteye gitmeyen, egemen takımın baskı ve sindirme aracı olan çapulcu eşkıya takımıyla zeybekleri birbirine karıştırmamak gerekiyor.
İçinde bulundukları koşullar sonucu efe ve zeybekler toplumun çoğunluğu gizi genellikle okuması, yazması olmayan, cahil ve geri bırakılmış insanlardır. Bütün birikimleri ve bilinçleri yaşam deneylerinden oluşmuş, yaşamın ve düzenin acımasızlığını ve gerçeklerini yaşayarak, bedelini ödeyerek öğrenmişlerdir. Bunlardan okuması yazması olmayan biri de Çakırcalı Ahmet Efe’dir. Buna karşılık Çakırcalı Mehmet Efe zamana ve koşullara göre iyi bir eğitimden geçmiştir. Bu eğitim ona isyan yaşamı boyunca yöneticiler karşısında oldukça üstünlük sağlamış, dünyayı, düzeni, toplumu, bireyleri daha kolay, daha kestirmeden anlamasını kolaylaştırmıştır.
Bu eğitim olanaklarını Çakırcalı’ya babasının yakın arkadaşı ve kendisinin babalığı Hacı Eşkıya adındaki yakını sağlamış ve sonuna kadar destek olmuş, eğitimi konusunda gerekli özeni göstermiştir.
Bu konuda önemli bir örnek de son yüzyılın en önemli efelerinden Alanyalı Molla Ahmet Efe’dir. Molla Ahmet Efe idâdiyi bitirmiş; eğitim, kültür ve düşünce düzeyi yüksek, istemeden dağlara çıkmış ünlü bir zeybektir. Ege bölgesinde etkili olan ve Kurtuluş Savaşına katılan efe ve zeybeklerin önemli bir bölümü onun yanında yetişmiştir. Yanında yetişen zeybeklere gerek öğütleri, gerek davranış ve eylemleriyle her zaman doğru yolu göstermeye çalışmış, onları kötülüklerden uzak tutmak için çaba harcamıştır.
Aşağıdaki deyiş, Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin zeybeklerinden olan ve aşıklığı bulunan, bu nedenle “Aşık” namıyla anılan bir zeybeğin Molla Ahmet Efe üzerine söylediği bir deyiştir.
Ay karanlık ben gidemem evime Söyle felek söyle benim suçum ne Dağları yâr ettin gönlüm virane
Gel gidelim efem bura yaramaz Kör kurşunu yersek kimse aramaz
Düze insek kör göze kem oluruz Eğilmeyiz ölürüz nam alırız Vurulunca kurda kuşa yem oluruz
Gel gidelim efem bura yaramaz Kör kurşunu yersek kimse aramaz
Sürer gelir zaptiyeler izimi Köyüme de döndüremem yüzümü Eyvah deyip ben dövmeden dizimi
Gel gidelim efem bura yaramaz Kör kurşunu yersek kimse aramaz
Alanyalı derler benim bir adım Alaçeşme derler kaldı kıratım Efelik değildi benim muradım,
Gel gidelim efem bura yaramaz Kör kurşunu yersek kimse aramaz
Deyişten açıkça Molla Ahmet Efe’nin kendi isteğiyle dağlara çıkmadığı, zorunlulukların ve baskıların o duruma ittiği anlaşılmaktadır. Feleğe olan sitemi bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.
Gerçekten de Molla Ahmet Efe’nin yaşamı incelendiğinde kendi isteği dışında “mecburen” zeybek olduğu ve dağlara çıktığı görülür. Fakat dağda olduğu sürece “erdemli”, “koruyucu”, “aydınlatıcı” davranışları elden bırakmamıştır. Bu da, karşıtları ve yöneticiler karşısında kendisini ve eylemini üstün kılan bir durum olmuştur.
Eşraf ve ağa takımı her dönemde zeybeklerin eğitim ve kültür düzeylerinin düşüklüğünden, bilinçlerinin geri olamamasından sürekli yararlanmaya, çıkmazlarını, yetersizliklerini, zorluk ve zaaflarını kullanmaya çalışmışlardır. Fakat zamanla zeybeklerin bilinçlenmeleri, insan ilişkileri ve toplum düzenini yavaş yavaş kavramaları, kişiliklerini bulmalarını, kendilerine güveni, daha dengeli, oturmuş, yönelimini bilen davranışlar ortaya koymalarını birlikte getirmiştir. Bu konudaki ilginç örneklerde biri de Çakırcalı Mehmet Efe’nin yaşamı, eşraf, ağa ve bey takımıyla ilişkileridir.
Çakırcalı’nın dağa çıkmasına sebep olan birçok olay sebep olmuştur. Bunların başında Osmanlı yöneticilerinin baskısı ve zulmü gelmektedir. Diğer yandan eşraf, derebeyi ve ağalarda Çakırcalı’ya yardım ve yataklık yapmış, dağa çıkmasını teşvik etmiştir. Bundan amaç güç kazanmak, başkaları üzerinde gözdağı ve baskı aracı olarak kullanmaktır.
Bunu yapanlardan biri de büyük çifliklerin sahibi Alaşehir’li Mütevellioğlu Tevfik Beydir. Tevfik Bey dağa çıkışıyla birlikte Çakırcalı’ya yardım eder, onun ve çetesinin her türlü gereksinimini karşılar. Buna karşılık da Çakırcalı, zaman zaman Tevfik beyin işlerinin ve sorunlarının çözümünde yardımcı olur. İlişkiler bir süre karşılıklı yardımlaşma şeklinde devam eder. Fakat bir süre sonra Tevfik Bey kendince, Çakırcalı’yı zora düştüğü yerde kullanabileceği bir baskı aracı olarak görmeye başlar.
Günün birinde Tevfik Bey Çakırcalı’yı çiftliğine çağırır. Bir çiftlik meselesindeki anlaşmazlıklarından dolayı Çakırcalı’dan amcaoğlunu öldürmesini ister. Dağa çıkmasının üzerinden yıllar geçen, artık iyice pişen ve bilinçlenen Çakırcalı bu olaya, kendisinin yeri geldiğinde kullanılacak bir araç, bir uşak gibi görülmesine müthiş bir şekilde kızar. Öfkelenir. Peşinden ağır ağır yaklaşıp Tevfik Bey’in suratına adamakıllı bir tokat indirir. Bununla da yetinmez, Hacı Mustafa’ya dönerek; “Hacı gebert kahpe dinliyi, Çakırcalı gibi kaç uşağı varmış öğrensin kahpe karı”der.
Çakırcalı’yı bu kararından daha önce yaptığı iyilikleri düşünerek başzeybeği Hacı Mustafa güçlükle vazgeçirir.
Fakat bu olay yerini ve konumunu belirlemesi açısından Çakırcalı için gerçek anlamda bir ders, bir dönüm noktası olmuştur. Artık gerçek anlamda efedir. Gerçek anlamda Çakırcalı’dır. Zalimlerin, soyguncuların korkulu düşüdür. Artık eser, savurur. Ağalara, beylere fırtına boran; yetime, yoksula gül gülistan olur. Umut kaynağı, sevinç kaynağı olur.
Bütün ağalara, beylere sırt döner. Zorbalardan, zulüm yapanlardan hesap sorar. Hiçbir ağa, hiçbir bey ondan faydalanamaz. Gerekirse Çakırcalı onlardan yararlanır.
Bu olay Çakırcalı’nın dağa çıkışının beşinci yılında meydana gelir. Bu dönemden sonra Çakırcalı canı pahasına da olsa halk içinde “halkın ve hakkın adamı” oldu. Osmanlının ve derebeylerin, irili, ufaklı bütün zalimlerin ve tefecilerin karşısında durdu. Halk da sonuna dek Çakırcalı’ya inandı, güvendi. Ona elinden gelen desteği verdi.
Bu tür olaylar isyancıların yaşamında dönüşüme, duruş noktasının, kişiliğin ve kimliğin belirlenmesine zemin hazırlayan itici güçtür. Değindiğimiz gibi benzeri olaylar Çakırcalı Mehmet Efe’yi de kendine getirmiş, kendine geldikten sonra da eşraf ve ağa takımını istediği gibi kullanmış, onlardan elde ettiği parayı yoksullara, kimsesizlere dağıtmıştır. Düşkünler için sığınak olan Çakırcalı, kimden gelirse gelsin, mazlumlara yapılan baskıların karşısında bütün gücüyle dikilmiş, sosyal isyancılığın gereği olan “hak dağıtıcılığı” rolünü en iyi şekilde oynamıştır.
Ali Haydar Avcı
|