Ana Sayfa arrow Makaleler arrow Zeybek Oyunlarının Biçimsel İncelemesi
Zeybekler.Net
Ana Sayfa
Forum
Zeybek Nedir?
Töre ve Törenler
Kostümler
Efeler
Makaleler
Videolar
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Forumdan Son Konular
bingöl grup yarışması 16 mayıs
konservatuar sınavları
Antalya bölge yarışması
M.e.b Türkiye Finalleri
hangi yöre zeybeğin hakkını daha iyi veriyo bakalım:)))
"İğnem Düştü Yerlere" ( Kütahya)
Germencikli Tibet Var
Aydın'dan hangi oyunlar sizce daha güzel?


 

Zeybek Oyunlarının Biçimsel İncelemesi PDF Yazdır E-mail
Okuyucu Oylama: / 215
Kötüİyi 
Salı, 13 Şubat 2007
14260 kez okundu
Zeybek Oyunlarının Biçimsel İncelemesi

Eski Yunanlılarda en yüksek sanatlardan biri olarak kabul edilen dans, sosyal yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır ve hatta (Platon’a göre) tanrılar tarafından yaratılmış olması nedeniyle bir kutsallık da ifade etmektedir. “İskenderiye şairi Kallimakhos Artemis tanrıçaya övgüsünde cenkçi Amazon’ların Ephesos kıyısında tanrıçaya bir heykel diktiklerini ve çevresinde savaş raksı yaptıklarını, birbirine vuran kalkanların ta Sardes’e dek yankılandığını yazar.” Bu da, Zeybek kültürünün eski Anadolu uygarlıklarından kaldığı düşüncesini pekiştirmektedir. Çünkü Zeybek oyunları da geçmişte bir kadının yönetiminde oynanmaktaydı. Kadın ortada durur ve Zeybekler bu kadının çevresinde halka oluşturup kendilerine kutsal bir güç veren bu kadının ayak diplerine bol bol silah sıkarak oyunlarını oynarlar, bu arada kadının cesaretini ve dolayısıyla kutsallığını kanıtlamaya çalışırlardı. Tıpkı Amazonların Tanrıça Artemis’in heykeli çevresinde kalkanlarının olanca şiddetiyle birbirine vurarak oynamaları gibi... Zaten Artemis de güzel olduğu kadar korkusuz ve savaşçı bir tanrıçadır. Geçmişte Zeybek oyunlarında da görülen Amazonların bu dans şekilleri sadece Batı Anadolu ile sınırlı kalmamış, yine Amazon inanç ve kültürünün yoğun yaşadığı tahmin edilen Karadeniz kıyılarında  da etkisini göstermiştir. Giresun taraflarında oynanan “Çandır Tüfek Oyunu” da buna tipik bir örnektir. Ellerindeki tüfeklerle bir halka oluşturan oyuncular, sinirli bir şekilde dönerlerken oyunun bir bölümünde komutacının bir işaretiyle tüfeklerini ortada bulunan hayali bir varlığa doğru ateşlerler ve tekrar bir yandan halka etrafında dönmeye devam ederken bir yandan da boşalmış tüfeklerini doldururlar ve oyun bu şekilde sürer. Yine bu karakteri Balıkesir, Bergama tarafları Bengi oyunlarında da görmek mümkündür. Oyuncuların bir halka etrafında dönmeleri ve oyunun bazı bölümlerinde ortada bir varlık varmış gibi bu varlığa doğru hep beraber hücum edip tekrar ayrılmaları yine Amazon danslarının kalıntılarıdır.

Şarap tanrıçası Baküs için yapılan ve “Bacchanalia” (Bakanal) adı verilen dinsel törenlerde dansın önemli bir yeri vardır. Bu törenlerde “İbakkhi, Bakkha” adıyla anılan kadınlar-rahibeler, yarı çıplak bir halde kendilerinden geçerek dans ederlerdi. Bu nedenle eski Yunanlılarda iyi dans edebilmek için çeşitli dersler alınır, dansları oluşturan türlü hareketler için bir çok egzersiz yapılırdı. Özellikle kol hareketlerine çok önem verilir, her hareket bir anlam taşırdı. Hız ve adım yönünden şimdiki Zeybek oyunlarından pek farkı yoktu. Bu oyunlardaki iki ayak üzerinde kaymak, bir ayaktan öbür ayağa atlamak, yana çarpmalar, fırdolayı dönmeler, çömelmiş veya öne eğilmiş olarak dans etmek gibi hareketler yine Zeybek oyunlarında sık kullanılan hareketlerdir. Bu sırada ritim dansın en önemli unsuruydu ve dans eden kişi yine Zeybek oyunlarında olduğu gibi daima ritme dikkat ederdi. Bugün de Zeybek oyunlarında ezgiden ziyade ritim önemlidir ve ritmi yanlış atan davulcular, oyuncular tarafından kötü davranışla karşılaşırlar.

Eski Yunanlılarda en önemli dans, “pyrrhique” (pirrhik) denilen ve daha çok flütle oynana savaş dansı idi. Bu dans, şimdiki kılıç kalkan oyunlarında olduğu gibi birbirine saldıran iki savaşçıyı taklit yoluyla yapılırdı. Karşı karşıya dans ederken iki dansçının yaptıkları hareketler nadiren birbirine benzerdi. Genel kural olarak birlikte dans eden bu iki kişi birbirine temas etmez ve ne elleriyle tutuşur ve ne de bellerinden tutarlardı. Eski Yunanlılarda dini törenler başta olmak üzere hemen her fırsatta yapılan bu savaş dansları bugünkü Zeybek, özellikle Kılıç-Kalkan oyunlarının da kökenleri konusunda önemli ipuçları içermektedir.

Doktor Besim Ömer Paşa’nın 1900 yılında çıkardığı “Nev-sâl-i Afiyet-Salnâme-i Tıbbi” adlı bir tıp yıllığında Rıza Tevfik Bölükbaşı da Zeybekler ve Zeybek oyunları hakkında oldukça önemli bilgiler vermiştir.

Rıza Tevfik Bölükbaşı, Zeybek oyunları hakkında şöyle demektedir, “Öncelikle Zeybek havaları tempolarının ağırlığı ile diğer oyunlardan üstündür. Hatta bir iki dönüşten sonra, davula doğru bir iki adım atıp ilerledikten sonra, ardından dizleri yere vurduktan sonra bir iki saniyelik bir duruş vardır. Onun için tiz bestelerle –isterse Zeybek havasının batotasına uydurulmak suretiyle bestelenmiş olsun- asla Zeybek havası oynanamaz. Tavır itibariyle tamamen erkekçe bir oyun olduğundan titrek hareketler, ince ve mini mini duruşlar ve kırılıp dökülmeler özellikle reddedilir ve ayıp sayılır.”

1897’de İzmir’e tayin edilen Selim Sırrı Tarcan, Yunan harbi nedeniyle İzmir’e toplanmış olan Manisa, Aydın, Denizli, Ödemiş ve Tireli Zeybeklerin oynadıkları oyunları çok beğenir ve fırsat buldukça Aydın, Denizli, Manisa, Akhisar taraflarını gezerek bu yörelerdeki Zeybek oyunlarını öğrenmeye çalışır. 1909’da İsveç’e Beden Terbiyesi eğitimine giden ve burada halk oyunlarının nasıl sistematize edildiğini göre Tarcan, kendi oyunlarımızın da bu biçimde icra edilmesi, yurt dışında tanınması için İstanbul’a döndükten sonra Zeybek oyunları üzerine daha derin bir araştırma yapmak ister. İlk iş olarak Sultan Reşad’ın Maiyet Bölüğünde görev yapan altı Zeybeklerin kol sallayışları, adım atışları, diz çöküşleri birbirine benzememektedir. Oyunu birkaç defa yineleten Tarcan, oyuncuların her seferinde akıllarına estiği biçimde oynadıklarını gözlemler. Bunun nedenini sorduğunda da “Çalımına nasıl gelirse öyle oynarız, bu doğuştur, nizama girmez!” cevabıyla karşılaşır. Nitekim İzmir, Aydın, Denizli, Manisa taraflarındaki derleme çalışmaları sırasında yapılan gözlemler, Tarcan’ın bahsettiği bu durumun günümüzde de devam ettiğini göstermektedir. Ancak bugün çeşitli kurumlarda, özellikle toplu oyunlardaki birlikteliği sağlamak amacıyla belli kurallar oluşturulmaya çalışılmış, Zeybek oyunlarını oluşturan adım ve figürler belirli bir sıraya konmuş ise de gerçekte Zeybek oyunları, “doğaçlama” oyunlardandır. Oyuncu müziğin ritmine uygun olarak bildiği figürleri ardı ardına sıralar.

Özellikle ağır Zeybek oyunlarına birinci zurnanın “Gezinleme” adı verilen serbest girişiyle başlanır. Bu gezinleme anında oyuna kalkan ya da kalkanlar kendilerine has stilde ve erkekçe alanda dairesel bir biçimde –bu oyunlar bir çember biçimden oynandığı gibi, karşılıklı iki dizi biçiminde de oynanabilir. Sağdan dönmeye başlarlar ve ellerini toprağa sürerler. Elleri toprağa sürmenin amacı parmakları daha iyi şakırdatmak içindir. İkinci zurnanın devreye girmesiyle birlikte ritimli kısmın üç zamanlı yerinde nara atarak oyuna başlanır. Tümünde ortak olan figürler; diz çöküp doğrulma, diz üzerinde yürüme, dönme, cepkenin yenlerini kartal kanadı gibi savurma, yere el vurma, durma ve düz yürümedir. Oyun bu biçimde birkaç kere döndürülür, oynayan yorulduğunu belli etmeden eşlik eden sazlara belli bir tarzda verdiği işaretle yeniden gezinlemeye geçer ve oyun böylece sürdürülür. Oyunlarda el ele tutuşmak, sarılmak gibi eylemler yoktur. Toplu oyunlarda efenin oyunu ağır, Zeybek ve kızanların oyunu kıvraktır.

Zeybek oyunu oynanırken çevrede bulunan kişiler, “Haydi efem”…”  “Edteee!...”, “Destiii!...” gibi naralarla oyuncuyu teşvik ederler.

Zeybek oyunları,, halk oyunları içinde en serbest, en rahat oyunların başında gelir. Zeybek oyunlarında sazlar, oyuncunun adımına göre çalarlar. Özellikle davulcu, oyuncunun hareketlerini takip eder ve tokmağı ve çırpıyı davula bu doğrultuda vurur. Çünkü Zeybek oyunları bireysel oyunlardandır ve kişiden kişiye göre, hatta oynayan kişinin yaşına ve fiziksel yeteneğine bağlı olarak özellikle metronom yönünden değişiklikler gösterebilmektedir (Tempo Rubato). Ayrıca oyuncunun oyun sırasında zaman zaman davulun kenarına ayağı ile vurması da bir gelenektir.

Zeybeklerde görülen bu özelliklerin büyük bir bölümünün başta Kilis olmak üzere Gaziantep, Şanlıurfa, Adana, Kahramanmaraş, Adıyaman gibi kimi halay bölgelerinde oynanan halay oyunları sırasında da, özellikle solo oynayan kişiler tarafından yapılması; ayrıca halay başının diziyi bırakıp meydana çıkarak yaptığı oyun figürlerinin Zeybek oyunlarıyla benzerliği son derece dikkat çekicidir.

Bu yörelerde solo yapan oyuncu, tıpkı Zeybek oyunlarında olduğu gibi hareketlerinde tamamen serbesttir ve kendisi soloyu bırakana kadar  veya kendisi davet etmedikçe (genellikle) bir başka kişi bu oyuncuya eşlik amacıyla soloya çıkamaz. Bu yöre oyunlarının Zeybek oyunlarıyla bu denli benzerlik göstermesi de Dionysos kültürünün çok büyük bir coğrafyaya yayıldığını göstermektedir. Çünkü Dionysos kültürü yalnız Batı Anadolu’da değil, hemen tüm Anadolu’yu ve hatta Avrupa’yı dahi etkilemiştir. Günümüzde dahil Anadolu’nun birçok yerindeki çeşitli törenler sırasında Dionysos dininin kimi kalıntılarını görmek olasıdır.

Zeybek oyunlarında yapılan figürler incelendiğinde; oyun başlarken birkaç adım yürünür ve yavaşça kollar yukarı doğru kalkarak parmaklar üzerinde yükselinir. Bu arada baş öne eğik ve gözler yere bakmaktadır. Bu biçimde bir yandan ileri doğru yürürken bir yandan diz çöker ve yere doğru diz vuruşları yapar. Daha sonra da – genellikle parmak uçlarında kısa sekişlerle ağırlaşır, kolları yana indirir ve göğsünü kabartarak uzaklara ve yukarılara bakar. Büyün bu hareketler de bir kartalın uçmak için önce öne doğru bir iki adım atıp havalanmasını; ardında kanatlarını açarak süzülmesini; yere doğru bakarak av aramasını; ara sıra dalışlar yaparak avını yakalamaya çalışmasını; yakaladığı avı gaga ve pençe darbeleriyle öldürmesini; yere doğru hızla inmesini; yere temas ettiğinde hızını ayarlayabilmek için inişten hemen sonra hızlı adımlar atamasını; kanatlarını kapaması ve çevreyi gözlemesini anımsatmaktadır. Zeybek oyunlarındaki bu kartal hareketlerini taklit geleneği de eski Anadolu uygarlıklarından kalmak bir gelenektir. Çünkü eski Anadolu uygarlıklarında, özellikle eski Yunanda güneşin, ışığın, gök yüzünün de temsilcisi olan kartal, hızlılığa ve kapıcılığı nedeniyle yıldırımız, uzun yaşaması ile Zeus’u temsil etmekte, bu nedenle büyük bir kutsallık ifade etmektedir.

Bergama ve Balıkesir başta olmak üzere Ege Bölgesi’nin çeşitli yerlerinde topluluk tarafından oynanan Zeybek oyunlarına aynı zamanda “Bengi” adı da verilmektedir. Bengi, Oğuz Türkçe’sinde kullanılırlığını yitirmiş bir sözcüktür ve “sonsuz, ebedi” anlamına gelir. Sözcüğe ilk defa Göktürk Yazıtlarında “Bengütaş” (sonsuza kalacak taş) ve Uygur Türkçe’si metinlerinde “Mengigü tengri (ölümsüz tanrı) biçiminde rastlanmıştır. Sözcük, Doğu Türkçesinde Mengi, Mengü biçiminde söylenir.

Söylentiye göre geçmişte yapılan bir savaş sırasında her iki taraftan birer kişi çıkarak çarpışır. Taraflarından bir diğerinin kafasını keser ve kazanan taraf zaferini kesik başın etrafında dans ederek kutlarmış. Özellikle Balıkesir’in Pamukçu Köyü bengisinin oyununa baktığımızda, oyuncuların halka halinde dururken birden bire naralar atarak açılmaları sanki orta tarafta kesik başın hayal edildiğini gösterir. Ancak bu danslar da anlam ve biçim yönünden bütünüyle eski Anadolu tapınmalarından, Dionysos (baküs) törenlerinden esinleniştir.

Bengiye, Bergama-Kozak dolaylarında, toplu halde oynandığından dolayı olsa gerek Alay Havası da denir. Bir “Efebaşı”nın idaresi altında, en az on kişiyle oynanan bu oyun; elli, yüz bin insanın katılımıyla da oynanabilir. Davul zurna sayısı oyun alanının büyüklüğüne ve oyun sayısına göre değişir. Davulun vurmasıyla birlikte zurna genellikle Ceng-i Harbi adı verilen savaş müziğini çalmaya başlar. Efebaşı, tek başına yavaş yavaş oyuna kalkar, bir müddet gezinir. Oyunun başlama zamanı geldiğinde kollarını kaldırınca etrafta oturan kızanlar da birer birer oyuna kalkarlar. Daire bütünlenince, efebaş Dohh!, Dehhaa!, Hoppa!, Destiii!, Hayda!, Haydi efeler! vb. bir nara atar ve kızanlar, sert ve anlamlı bakışlarla aralarında düşman olup olmadığı anlamında oyuna katılanları süzerler. Sazların bengi havasını çalmaya başlaması ve efebaşının narasıyla birlikte oyun başlar. Efebaşı, bütün oyun boyunca savaştaki ordu kumandanı gibi oyunu çeşitli naralarla idare eder. Bu naralar rasgele, gelişigüzel değil, belirli bir düzen içinde ve oyunun ezgisiyle ilişkilidir ve kafa sesiyle çıkarılan tiz seslerdir. 9 zamanlı ezginin genellikle üçlüsünde, ezgisel bir biçimde başlayan bu naralar; üçlünün sonuna doğru melodik çizgiden çıkarak pestlere doğru kaydırılarak biter. Oyun boyunca kimse oyunu terk edemez, bitene kadar oynamak zorundadır.

Bengi oyunları Bergama taraflarında ağır başlayıp bu tempoyla biterken Balıkesir taraflarında ağır başlayıp git gide hızlanır ve hızlı bir biçimde biter. Geçmişte bu yörelerde düğünler mutlaka bengiyle başlar, bengiyle biterdi. Oyuna yüzlerce, binlerce insan katılırdı. Bugün dahi düğünlerde benginin oynandığı görülür. Denizli’nin Manastır Köyü’nde halen davul zurna veya bağlama eşliğinde, 15 kadar erkek tarafından oynanan “Benge” adıyla anılan bir oyun vardır. Ayrıca Kütahya’nın Emek İlçesi’nde de “Beng’oyunu”, Afyonkarahisar’in Sandıklı ilçesinin Çalca Köyü’nde de “Menge” adı altında oynanmaktadır.

Teke yöresinde oynana birtakım Zeybek çeşitlerine de “Kesinti” adı verilmektedir.

Yörede daha çok “Gurbek Kesintisi” adı ile anılan bu havalara kesinti denmesinin nedeni, hüzün veren, acıklı ve dokunaklı türkü ve gurbet havalarının hemen arkasından, aynı dizide bir Zeybek havasının bağlanmasındandır. Ya belli bir fasıldaki türkü ve oyunların başında, ortasında ve sonunda çalınmak için bestelenmiş oyun havaları, ya da belli bir maksat güdülmeden hiçbir bölüme veya esere bağlı kalmayarak bestelenmiş oyun havaları anlamına gelmektedir.

Teke oyunlarının sözsüz müzikle oynanan kesinti bölümü ise birkaç biçimde bulunmaktadır. Bunlar başta, başta ve sonda, ortada, ortada ve sonda ile yalnızca sonda kullanılan biçimlerdir. Yukarıdaki tanımlamalara uygun olarak oyun adlandırmalar ya Serenler kesintisi, Acem aşiran kesintisi şekilde veya Kesinti zeybeği, Kesinti havası şekilde kesinti sözcüğü öne veya arkaya getirilerek yapılır.

Yine, özellikle Bursa, Balıkesir, Edremit; Çanakkale dolaylarında kimi Zeybek oyunlarına da “Güvende” adı verilmektedir. Güvende, oyuncunun saydığı ve güvendiği bir kişi eş seçip oyuna kaldırarak, yalnız kadınlar, yalnız erkekler veya kadın erkek birlikte, türkülü ya da türküsüz, en az iki kişi ya da çift sayıda daha çok kişiyle oynanan halk oyunudur.

Bursa yöresinde oldukça yayın olan güvende oyunlarının ezgi, ritim ve oyun bakımından pek çok şekli vardır, güvendeler serbest başlar ve ritmik olarak devam eder. İki oyuncu vakur bir tavırla meydana çıkarlar. Zeybeklerdeki “Gezinleme”ye benzer biçimde bir müddet dolaştıktan sonra türkünün ilk dizelerinde kolları yukarı kaldırıp oyuna başlarlar.

Balıkesir taraflarında da birtakım Zeybek oyunlarına Güvende adı verilmektedir.

Zeybek oyunları ardı ardına gelen ve aynı Zeybek ezgilerindeki gibi birbirlerinden küçük farklılıklar gösteren figürlerden oluşmaktadır. Ayrıca her figür, ezginin bir ölçüsü içinde meydana gelmektedir ve ölçünün son iki zamanında figür biter.

Zeybek oyunlarının oynanış biçimleri, özellikle kol duruşları yörelere göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin İzmir yöresi Zeybeklerinde kollar baş üzerine doğru dirsekten kıvrılmış biçimde dururken, Denizli taraflarında kollar dirsekten kırılmaz ve eller baş hizasını biraz geçer. Aydın taraflarında kollar dirsekten hafif kırık ve eller baş hizasındadır. Balıkesir taraflarında dirsek az kırık, eller baş hizasının biraz üstünde ve ileri doğrudur. Ankara taraflarında dirsekler yaklaşık 90 derece açı yapacak biçimde kırık ve eller baş hizasında, biraz ileri doğrudur. Ayak hareketleri ise çok büyük farklılıklar göstermese de yine bölgelere göre değişiklik arz etmektedir. En büyük farklılık gösteren yöre Denizli yöresidir. Bu yöre Zeybek oyunları, büyük adımları, sert topuk vuruşları ve çok uzun atlamalarla diğer yörelerden hemen ayrılır.

Zeybek oyunları genellikle erkek oyunu olarak bilinmekle birlikte kadınlar tarafından da oynanmaktadır. Bu da bulunduğu coğrafyanın yaygın bir kültürünün; Dionysos dininin kalıntısıdır. “Kadın Zeybeği” adıyla adlandırılan bu oyunları kadınlar toplu olarak oynayabilirler. Ancak, onlarda “serbest dolaşma” yoktur. Ayrıca bunların bütünü kıvrak Zeybek sınıfına girer.

Zeybeklik geleneğine göre geçmişte efelerin oyununa kimse katılamaz, katılan olursa efeye meydan okumuş sayılırdı. Bugün dahi özellikle Batı Anadolu’nun bir çok yerinde bu gelenek devam etmektedir. Örneğin Manisa – Salihli taraflarında bir kişi tek başına Zeybek oynarken bir diğer kişinin oyuna kalkması o kişiye saygısızlık olarak kabul edilmektedir. Yine İzmir-Naldöken taraflarında, düğün, nişan veya sünnet gibi herhangi bir eğlenti sırasında dahi bir kişi meydanda Zeybek oynarken bu kişi ile samimiyeti olmayan ikinci bir kişinin oyuna kalması “birin kişinin üzerine oyuna kalkmış” olarak addedilir ve kavga çıkmasına neden olur. Kavga çıkarmak isteyen kişiler de bu davranışı özellikle sergiler.

Doğu Anadolu’nun kimi kesimlerinde “Zeybek” adıyla oynanan oyunlar vardır. Örneğin; Elazığ’da “Zobek”, Kars’da “Kars Zeybeği”, Antakya’da “Ziybak”, Besni’de “Sarı Zeybek” gibi oyunlar vardır. Zeybek adıyla anılan bu tür oyunların bilinen Zeybek oyunlarıyla anlam ve biçim benzerlikleri ayrı bir inceleme konusudur.

Kadıoğlu Zeybeği (Muğla, Aydın, Denizli), Koca Arap Zeybeği (Aydın, Ödemiş), Alyazma Zeybeği (Muğla, Denizli, Burdur, Antalya), Serenler Zeybeği (Burdur, Isparta) ve Harmandalı Zeybeği (hemen tüm Ege bölgesi) gibi Zeybek oyunları oldukça yaygındır.
 
< Önceki   Sonraki >

 
Ayi.org
Linkcenneti.com
Counters
eXTReMe Tracker