Ana Sayfa arrow Makaleler arrow Zeybek Giysisinin Tarihsel İncelemesi
Zeybekler.Net
Ana Sayfa
Forum
Zeybek Nedir?
Töre ve Törenler
Kostümler
Efeler
Makaleler
Videolar
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Forumdan Son Konular
bingöl grup yarışması 16 mayıs
konservatuar sınavları
Antalya bölge yarışması
M.e.b Türkiye Finalleri
hangi yöre zeybeğin hakkını daha iyi veriyo bakalım:)))
"İğnem Düştü Yerlere" ( Kütahya)
Germencikli Tibet Var
Aydın'dan hangi oyunlar sizce daha güzel?


 

Zeybek Giysisinin Tarihsel İncelemesi PDF Yazdır E-mail
Okuyucu Oylama: / 42
Kötüİyi 
Salı, 13 Şubat 2007
5415 kez okundu
Zeybek Giysisinin Tarihsel İncelemesi

Zeybek giysisinin kökeni konusunda bugüne kadar birçok görüş ileri sürülmüştür. Bu görüşlerin bir kısmında Zeybek giysilerinin Türk kökenli olduğu, bir kısmında ise eski Anadolu uygarlıklarından kalmış olduğu ileri sürülmüştür. Ancak yapılan araştırmalar, bu giysinin aslında Eski Anadolu giysilerinin günümüze ulaşmış kalıntıları olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Örneğin; Zeybeklerin giydikleri feslerin ve püsküllerin eski Anadolu uygarlıklarından kalma olasılığı oldukça yüksektir. Nitekim, Mitolojide Amazonların da, Asya geleneğine göre giyindiklerinde başlarında Frikya külahı vardır. Amazonların giydikleri bu külah da Frikya kralı Midas tarafından icat edilmiştir. Birtakım kırmızı külahların Frikyalılar’dan sonra da Romalılar, Bizanslılar ve Rönesans döneminde İtalyanlar tarafından giyildiği bilinmektedir. Efe ve Zeybeklerin feslerindeki omuzlara kadar inen uzun püsküllerse, Bakkhaların veya mitolojik adlarıyla Amazonların başlarına taktıkları takma saçları ifade etmektedir. Kimi eski Latin şairleri de, Bakkhaların başlarına kırmızı bir külah giydiklerini ve dans ederlerken takma saçlarının havaya fırladığını yazarlar. Belki de bu püsküller eski çağlarda at yelesinden veya kuyruğundan yapılırdı.

Efe ve Zeybeklerin fesleri üzerine sardıkları ve çeşitli çiçek ve yaprak motiflerinin işlendiği, saçaklı bir biçimde yüzü-gözü örtecek kadar uzun olan oyalar da yine büyük bir ihtimalle eski Anadolu kültürlerinden kalmıştır. Eski Anadolu uygarlıklarında ağaç dallarından ve yapraklarından baş süsleme geleneği oldukça yaygındı. Ayrıca bütün yazarlar, Bakkhaların başlarına asma yapraklarından veya kaya sarmaşığı ve çiçeklerden bir çelenk taktıklarını yazarlar.

Eski Yunan mitolojisine göre “Daphne”, Irmak-tanrı Peneios’un kızı su perisidir. Apollon bu kıza aşık olmuş ve onu ele geçirmek istemiştir. Zeus ise onu defne ağacı biçime sokmuş. Bu yüzden defne ağacı tanrı Apollon’un kutsal ağacı sayılmış. Tanrı Apollon da, kendisi için son derece büyük değer taşıyan ve sevgilisi Daphne’nin dönüşümü sonucu oluşan bu ağacın dallarından yaptığı çelenklerle başını süslerdi. Zeybeklerde fes üzerine sarılan oyalar, Tanrı Apollon’un ve mitolojide Amazon olarak adlandırılan Bakkhaların defne dallarından, sarmaşıklardan, asma yapraklarından yaptıkları çelenklerle başlarını süslemelerinin günümüze uzantılarıdır.

Oluşumu bir efsaneye bağlanan defne ağacı, aslında adını Kibele’nin en eski rahibelerine verilen “Dafoene”den almıştır. Bu ağacın yaprağında “Ciyanure de potasium” vardır ve rahibeler bunlar çiğneyerek kendilerinden geçer, abuk subuk konuşurlardı. Bu durumu görenler de, tanrıçanın rahibeler aracılığıyla konuştuğunu sanırlardı. Tanrıçanın insanlarla konuşmasını sağlayan bu ağaç, büyük bir kutsallık ifade etmekteydi ve bu ağacın bulunduğu yerlere “Temonne” (temenos) denirdi. Bu ağaç ve bulundukları yerler Zeybekler için de oldukça kutsaldı. Efeler silahlarına bu ağacın meyvelerini sürerlerdi. Zeybekler için büyük kutsallık ifade eden bu ağacın olduğu dağlarda Efeler gezme istemezlerdi. Çünkü, buralar da birer Temenos idi.

Zeybeklerin giydikleri cepkenlerin de yine eski Anadolu kültürünün bir uzantısı olma ihtimali oldukça yüksektir. Mitolojide Amazon olarak tanıtılan Bakkhalar, sırtlarına “Nebris” dedikleri keçi, ceyla ya da pars derisi takarlardı. Öldürdükten sonra etini yedikleri bu hayvanlar ve derileri kutsal sayılırdı. Bu derilerin bacakları omuzlardan aşağı doğru sarkıtılırdı. Bu kadınların, bu giysileriyle bugünkü Zeybeklere ne denli benzediği ortadadır.

Zeybeklerin giydikleri diz çakşırının da Türklerden çok önceleri de Anadolu’da varlığını kanıtlar birtakım bulgular vardır. İzmir’in Kemalpaşa taraflarındaki (Karabel) M.Ö. 13. yüzyıla aile bir kabartma, oldukça çok önemlidir. Bu Hitit kabartmasındaki savaşçının üzerindeki kısa don ve ayrıca uzun fes, Zeybeklerin giydiği giysiyle oldukça büyük bir benzerlik göstermektedir. İzmir – Kemalpaşa’daki savaşçı kabartmasının kısa donlu oluşu, Zeybeklerin giydiği diz çakşırının en azından Hititlere kadar uzandığını hatta Hitit öncesine ait olduğunu ispatlar niteliktedir. Nitekim aynı dönemlere ait Anadolu’nun diğer bölgelerindeki Hitit kabartmalarına bakıldığında özelikle kısa don yoktur.  Bunun yerine uçları ön tarafta birleşen kısa bir eteklik giyildiği görülmektedir. Buradan da kısa don geleneğinin özellikle Batı Anadolu’ya ait olduğu ve Hititlerin de bu gelenekten etkilendiği sonucu çıkarılmaktadır.

Zeybeklerin kepmen diye adlandırdıkları tozluklar da Amazon olarak tanıtılan Bakkhalar tarafından kullanılmaktaydı. Yine Amazon olarak tanıtılan Bakkhalar da bellerine geniş kuşak sararlardı ve bu kuşaklara çeşitli silahlarını takarlardı. Ayrıca, Bakkhalarn da sırtlarında harmani adı verilen, bütün bedeni saran, kolsuz ve kimi zaman kukuletalı bir tür pelerin vardır.

Acaba, tarihte Bakkhalar adıyla anılan Zeybeklerin giysisi, yalnızca Türk eşkıyalarını mı etkilemiştir? Bunun böyle olmadığı, tarihsel belgeler ve Osmanlı döneminde Anadolu’yu gezen çeşitli gezginlerin halkın günlük giysisi hakkında yazdıkları yazılardan anlaşılmaktadır. Fransız arkeologu ve gezgini Charles Texier,  Zeybeklerin oldukça yüksek bir sarık ve bütün bir silah fabrikası halini almış geniş bir kuşak sardıklarını, dize kadar inen, beyaz bezden yapılmış don giydiklerini belirtir.

20 Aralık 1838’de Padişaha bir yazıy azan Aydın Valisi Çengeloğlu Tahir Paşa da yöre halkının günlük giysisinden “Zeybek giysisi” diye söz eder.

1900’lü yılların ilk başlarında Sakarya’nın Geyve ilçesinin 6 saat yukarısında bulunan Taraklı köyü insanlarından bahseden Muallim Hasan Bahri de, “Halkı, tarak ve kaşık yapmakla uğraşan, yoksul, sefil, kaba ve uygarlıkla hiçbir ilişkileri bulunmayan, ilerleme ve eğitime oldukça yabancı olan insanlardır. Giyimleri Zeybekler gibi şalvar ve salta (kolları ceket koluna benzeyen bir tür kısa cepken) , ancak göğüslerini örtecek kadar oldukça kısa ve dar bir mintan, belinde üst üste kuşaklar ve dört okka ağırlığında köseleden yapılmış silahlık, oldukça uzun sıfır kalıp fes, yarım arşına yakın ve omuzlarına kadar inen kalın bir püskül taşıyarak bu biçim ve giysileriyle ne kadar kaba ve ilken olduklarını ilk bakışta kanıtlarlar.” Demektedir.

1846’da Manisa – Kırkağaç’da doğan ünlü hiciv şairi Eşref’in de 20 yaşına kadar Zeybek kıyafetiyle dolaştığı söylenmektedir.

Dönemin (1903) Konya Valisi Mehmet Tevfik Bey (Biren), Konya halkının günlük erkek giysisinden bahsederken yerli halkın çoğunluğunun şalvarla ve kalın püsküllü uzun acayip feslerle dolaştıklarını kaydetmektedir.

Çankırılı Hacışeyhoğlu Ahmed Kemal de, “Görüp İşittiklerim” adlı eserinde Zeybek giysilerinden bahsetmektedir. Ahmed Kemal’a göre 1908’de Meşrutiyetin ilanıyla bir ara bağışlanan Çakıcı, Meclis-i Mebusan’ın açılış törenlerine katılmaları için adamları Hacı Mustafa ile Arap Ali (Yar Ali)’yi İstanbul’a göndermiştir.

Hacı Mustafa enine, boyuna dalyan gibi bir adamdır. Çakşır üzerine lata giymiştir. Arap Ali ise gayet zayıf birisidir ve ulusal Zeybek giysisiyledir. Yalnız belinde palası ve elinde tüfeği yoktur. Zaten bazı kaynaklarda Çakırcalı’nın özellikle dini inaçlarından dolayı olsa gerek Zeybek giysisi giymediği, hep Rumeli işi şayaktan potur, mintan, cepken giydiği, mollavari takkesine sarılı bir tülbent ve beline bir kuşak doladığı, ancak başta Hacı Mustafa olmak üzere diğer adamlarının tamamen Zeybek giysisiyle dolaştıkları belirtilir.

Evliya Çelebi de Seyahatnamesi’nde özellikle Manisa, İzmir ve Aydın tarafların ait hatıralarında Zeybek giysisine benzer giyim biçimlerinden bahseder. Örneğin; Manisa – Akhisar’dan bahsederken “Delikanlıları Cezayir leventleri elbisesi şeklinde daracık yelekler, başlarına fes giyerler.” Veya Güzelhisar’dan “Gençleri Cezayir elbisesi giyip başlarına fes giyer ve bellerine pala bıçak takarlar.”, Kuşadası’ndan da “Delikanlıları Cezayir elbisesi giyerler.” Biçiminde bahsetmektedir. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere bu giysi, asıl olarak Aydın ve İzmir Zeybeklerinin ve yine bu yöre halkının günlük giysisini oluşturmaktayken zamanla, özellikle eşkıyalık hareketlerinin artması ve Aydın, İzmir Zeybeklerinin zaman zaman değişik bölgelere gitmesi sonucu diğer taraflara da taşındı ve Batı Anadolu halkının günlük giysisini de önemli derecede etkiledi. Ancak Evliya Çelebi’nin hatıralarında dikkati çeken önemli bir konu, bölge halkının giysisinden bahsederken “Cezayir elbisesi” deyimini kullanmasıdır. Evliya Çelebi’nin Cezayir elbisesi diye bahsettiği giysi, tarihte “Cezayir kesim” diye tanımlanan bir giysidir.

Cezayir kesimi giyside, başa sarık, bele kuşak sarılırdı. Bel kuşağına mutlaka bir yatağan ve bulunabilirse bir de tabanca sokulurdu. Sırta bez veya bürümcükten bir ten gömleği giyilir, yakası iliklenmezdi. Ten gömleğinin üstüne giyenin maddi durumuna göre kadifeden, çuhadan sırma işlemeli bir camadan, fermene veya cepken giyilirdi. Alta ise yine aynı kumaştan veya ak dimiden diz çakşırı giyilirdi. Yaz-kış ayaklara çorap giyilmez, çoğunlukla yalınayak dolaşılırdı. Ancak isteyen “Galata kalyoncu yemenisi” denilen bir çift Galata yemenisi giyerdi. Soğuk havalarda omuza bir Cezayir bornozu atılırdı.

Çeşitli dönemlerde İstanbul’a gelen Cezayir korsanları, halkın gözünde korkusuz birer kahraman oldukları gibi, giydikleri olağan üstü heybetli giysilerle de büyük bir hayranlık uyandırmaktaydılar. Halk, bu korsanların Anadolulu gençlerden oluştuğunu bilmediği için giydikleri giysiyi de Cezayir kesimi olarak adlandırmışlardır. Bu giysi Osmanlı döneminde çok tutulmuş, öyle ki İstanbul’da, hatta değişik zamanlarda ve değişik biçimlerde Rumeli ve Anadolu’nun diğer kimi kesimlerinde, avamın yanı sıra üst tabaka, soylu kesimi de büyük derecede etki altına almıştır.

Reşat Ekrem Koçu, Cezayir kesimi giysiyle ilgili olarak şöyle demektedir:
“Bu bıçkın modası kılığı İstanbul gençlerini öylesine sarmışdı ki, ayak takımında esâfil ve erâzilin çıkardığı Cezayir Kesimi, orta tabaka şöyle dursun, en kibar, en asil ailelerin evladlarını da cezp etmiş, peşlerinde lalar, uşaklarla sokağa çıkarılan nice beyzadeler, Cezayir Kesimi hayta kılığı ile İstanbul sokaklarında yalın ayak, baldırı çıplak, daltaban yıllarca kaldırım tepmişler, kuşak sürmüşlerdi.

Ancak Osmanlı asillerinin bu giysiye gösterdikleri büyük ilgi, bu giysinin yabancı bir kültürden geldiğini sanmaları nedeniyledir. Anadolu kökenli, Zeybeklere ait bir giysi olduğunu bilselerdi büyük bir ihtimalle “Kıyafet-i Etrak” diyerek burun kıvıracaklardı. Oysa bu giysi yalnızca Anadolu halkını değil, Anadolu’ya turist olarak gelen birçok yabancıyı dahi etkilemiş ve bu insanlar bir hatıra olarak Zeybek giysisiyle fotoğraf dahi çektirmişlerdir.
 
< Önceki   Sonraki >

 
Ayi.org
Linkcenneti.com
Counters
eXTReMe Tracker