Ana Sayfa arrow Makaleler arrow Halk ve Eşkıyalık
Zeybekler.Net
Ana Sayfa
Forum
Zeybek Nedir?
Töre ve Törenler
Kostümler
Efeler
Makaleler
Videolar
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Forumdan Son Konular
bingöl grup yarışması 16 mayıs
konservatuar sınavları
Antalya bölge yarışması
M.e.b Türkiye Finalleri
hangi yöre zeybeğin hakkını daha iyi veriyo bakalım:)))
"İğnem Düştü Yerlere" ( Kütahya)
Germencikli Tibet Var
Aydın'dan hangi oyunlar sizce daha güzel?


 

Halk ve Eşkıyalık PDF Yazdır E-mail
Okuyucu Oylama: / 11
Kötüİyi 
Pazar, 28 Ocak 2007
2384 kez okundu
Halk ve Eşkıyalık

Hobsbawm, “Toplumsal eşkıyalar, lord ve devlet tarafından suçlu sayılan ama köylü toplumu içerisinde varlığını sürdüren köylüler tarafından kahraman, yenilmez, intikam alan, adalet için döğüşen, belki de özgürlüğün lideri olarak görülen ve her durumda saygı duyulan, yardım edilen ve desteklenen kanun kaçağı köylülerdir.” demektedir. Gerçekten Türk halkı da gördükleri her türlü işkenceye, baskıya,sürgüne ve bunlar gibi daha birçok insanlığa aykırı uygulamaya rağmen, Osmanlı’yı yıllarca uğraştıran ve hatta kimi zaman dize getiren Batı Anadolu eşkıyalarına, Zeybeklere her zaman destek vermişler, onları her ne pahasına olursa olsun korumaya çalışmışlar,  hatta bu insanlara birtakım olağan üstü güçler yüklemişlerdir. Örneğin; halkın gönlünde yer edinmiş bir Zeybek efsunludu, dolayısıyla da ölümsüzdür. Bu ölümsüzlüğü garantilemek için de Zeybek olan kişinin ilk işlerinden biri kendisine çevrenin en iyi hocası tarafından yazılmış bir muska yaptırmaktır. Bu muskanın da görevi,  Zeybeği “kurşun işlemez” yapmaktır. Bunun en iyi örneğini, özellikle İzmir – Ödemiş taraflarında inanılan ve anlatılan Çakırcalı Ahmet ve oğlu Çakırcalı (Çakıcı) Mehmet Efelerin musa olayıdır. Söylentiye göre Çakırcalı Ahmet Efe, her zaman üzerinde bir “kurşun işlemez” muskası taşırdı. Çok uzun süre eşkıyalık yapmış olan efe, birçok çatışmaya girmesine rağmen bu muska sayesinde vurulmamıştır. Hatta onu öldüren Hasa Çavuş da, kendisine kurşun işlemeyeceğini düşündüğü için önce bıçaklamış, sonra kurşun sıkmıştır. Çünkü efenin taşıdığı muska kurşuna karşı efsunludur ama bıçağa karşı değil. Bu durum oğul Çakıcı için de geçerlidir. Çakıcı dağa ilk çıktığı zaman, karısı Iraz tarafından yörenin derin hocalarından birine muska yaptırılır.

 Çakıcı, bu muskayı her ne pahasına olursa olsun üzerinden çıkarmaz. Ancak, yıkanması için çamaşırlarını karısında gönderdiğinde yanlışlıkla muskayı da gönderir ve bu sırada Karınca dağ çatışması gerçekleşir. Efe, çatışma sonucu öldürülmştür, çünkü üzerinde kurşun işlemez muskası yoktur.  Bu inanış yalnız Anadolu halkında değil, diğer birçok millette de görülmektedir. “Güney İtalyalı eşkıyalar Papa ve Kral tarafından okunmuş muskalar taşırlardı ve kendilerini Meryem’in koruyuculuğu altında hissederlerdi; Güney Peru’dakiler Luren’in Meryem’ine sığınırlardı, Birezilya’dakiler ise yörenin kutsal adamlarına… büyü, eşkıyanın eyleminin manevi meşruluğunu, çete liderliğinin işlevini, eşkıyanın davranışının nedeninin sürükleyi gücünü ifade edebilir. Ama belki de bir çeşit iki yönlü bir sigorta poliçesi olarak da görülebilir. Bir yandan insan becerisini desteklemesi, diğer yandan da olası bir başarısızlığın açıklanması. Eğer dualar yanlış okunursa veya büyünün koşullarından biri ya da diğeri yerine getirilmezse, efsunlu kahramanın yenilgisi, temsil ettiği idealin yenilgisi anlamına gelmez.

Halkın Zeybeklerin koruması ve onlara yakınlık duymasına belki de en büyün neden, bu çetelerin çoğunlukla halkın yanında olması, onların sorunlarını dile getirmesi ve devlete karşı yaptıkları eylemlerin büyük çoğunluğunu halk adına yapmasıdır; veya en azından halk bunu bu biçimde değerlendirmektedir. Çünkü devlet (Osmanlı), yüzyıllar boyunca onları savaştan savaşa sürmüş, vergilerle varını yoğunu elinden almış, kendisinin aldığı yetmiyormuş gibi bir de memurları devlet adına halktan zorla para toplamış, kısacası her zaman ve her fırsatta halkı sömürmüştür. Halkın bu sömürüye karşı en ufak bir yakınması da başkaldırı olarak değerlendirilmiş, hakkını arayan birçok masum insan suçlu işlemiş görmüş ve ta öldürülmüş , ya sürülmüş, ya da hapsedilmiştir. Oysa Zeybekler, halkın yapmak isteyip de yapamadıklarını yapmaktaydılar. Yani düpedüz devletin karşısındaydılar ve bunu da başkaldırılarıyla, yaptıkları eylemlerine sergilemekteydiler. Bu durum da, halkın Zeybeklere karşı beslediği sevgi ve saygı, yaptıkları baskınlar veya soygunlar karşısında hissettikleri korku ve nefretlerini bastırıyordu. Bütün bunlar da halkın Zeybeklere ellerinden gelen yardımı yapmasına, onları her ne pahasına olursa olsun koruyup kollamasına neden oluyordu.

Halkın Zeybeklere karşı duyduğu sevgi, Zeybeğin yalnızca yaşadığı dönemde değil, her ne şekilde olursa olsun ölümünden sonra da devam ediyor, ardından ağıtlar yakılıyor, hatta mezar taşarına dahi yansıyordu.

Zeybek çetelerinin çok büyük bir bölümü eşkıyalık yaşamları boyunca, yukarıda sözü edilen nedenlerden dolayı yoksul Anadolu halkına karşı değil, kendilerinin dağa çıkmalarına neden olan kavramlara ve doğrudan doğruya devlete karşı savaş vermişlerdir. Zaten bu Zeybek çetelerinin büyük bir çoğunluğu yine devlet terörü ve sömürüsünden yılıp dağa çıkmış yoksul Anadolu köylüleri tarafından kurulmuştur. Bu nedenle de Batı Anadolu eşkıyalık hareketlerinin temelinde çok büyük oranda “Toplumsal başkaldırı” yatmaktadır. Roccamondolfi’den Molis adındaki yaşlı bir eşkıyanın bu konu ile ilgili söylediği şu söz çok ilginçtir. “Kederli olduğumuz doğrudur. Çünkü hep hüküm giydik. Efendiler kalem kullanır, biz silah; onlar tarlaların, biz dağların efendisiyiz.”

Bölgenin büyük tüccarlarından olan Barutçuoğlu’nu soymalarından sonra Alanyalı Molla Ahmet Efe ile –ki bu dönemde Molla Ahmet Efe’nin yanında yalnızca bir kızan olan  -Yörük Ali arasında geçen şu diyalog da oldukça ilginçtir.

Yörük Ali sorar;
“Efe, ben cahil biriyim. Mektep, medrese görmedim. Sen mürekkep yalamışsın. Dinden diyanetten bahsedersin.Bahsedersin de Barutçuoğlu’dan aldığımız bu paralar helal mi?
“Niye haram olsun?”
“Onlarla beraber çalışmadık ki?”
“Çalışmak ufak iş. Onların uğruna öldük.”
“Nasıl?”
“Şöyle; senelerce biz harbettik. Onlar cephe yüzü görmediler. Biz cephelerden cephelere sürüldük, onlar yerinden kıpırdamadılar. Biz cephelerde aç, sefil süründük, oralardan dönmedik. Oralarda bize ait mezar bile yok. Bak bunların malı var, mülkü var, fabrikalar,değirmenleri var. Sanayi ve ticaret ellerin. Ya senin neyin var? Benim zavallı milletim cephelerde ölürken, bunlar servetlerinin üzerine servet eklediler. Cephelere gitmekler, harp etmezler, biz savaşır, bunların mallarını korur, canlarının bekçileri oluruz… Şayet kurşun artığı bir Mehmetçik sağ kalır da seneler sonra memleketine dönerse, çoluk çocuğu onu tanımaz. Çünkü çocuklar büyümüş, kendinin gençliğini, dinçliğini cepheler yemiş, ihtiyarlamıştır. Bunlar kazandıkça dinçleşir, dinkleştikçe azarlar.

İşin garibi memleketine dönen zavallı yiyecek ekmek bile bulamaz, zekata, sadakaya muhtaç duruma düşmüştür. Bunun yanında, gayr-i Müslimler köşklerde, konaklarda, yalılarda yaşarlar. Yedikleri önlerinde, yemedikleri artlarındadır. Git sor: “bu köşk kimin, bu saray yavrusu kimin?” Sana “Ya Niko’nun veya Foti’nin, Vasil’in, Avram’ın, bilmem hangi cavırın” diyeceklerdir. Neden, Ahmed’in, Mehmed’in, Hasan’ın değil de Niko’nn? Sebebi açık.”

1800’lü yıllarda Kütahya taraflarında eşkıyalık yapan İslamoğlu da eşkıyalık yaptığı dönemde özellikle varlıklı kişilere, derebeylerine karşı mücadele vermiştir. Hatta bir toplantıda şöyle demiştir: “Biz dağa çıktık, neden? Bütün memleketi beş on derebeyi ele almış, ırz, namus tehlikeye düşmüştür. Halkı padişah adına haraca kesiyorlar. Vergiyi onlar toplar, ne yaptıklarını kimse bilmez. Muharebe olur, onlar eşraftır diye ötekiler ulemadır diye gitmez, giden ölen hep zavallı ahalidir. Yeniçerileri kaldırdılar, başka yeniçeriler meydana çıktı. Onlar baklava börek yer, halk kuru ekmek. Hangi padişah tahta çıksa hep o eşraf makulesi ona gönder. Saraya hediyeler yollanır. Hakim de kadı da onlara köledir.

İşte tüm bunlardan dolayı birçok ünlü Zeybek çetesi varlıklı kişilerden alıp yoksullara vermiş, varlıklıları köprü, çeşme vs. yararlı işler yapmaya zorlamış, yardıma gereksinimi olan insanlara her türlü yardımı sağlamış, yoksulluk dolayısıyla evlenemeyen gençleri evlendirmiş, kısacası halkın bir çeşit koruyucusu durumuna gelmiştir.

Türklerden oluşan Zeybek çetelerinin en önemli özelliklerinde biri de halkın değer yargılarına büyük önem vermeleridir. Bunların başında da namus kavramı özel bir yer tutmaktadır. Zeybeklik geleneğinde kadınlara, kızlara kötü gözle bakan, nefsine hakim olamayan Zeybek kesinlikle cezalandırılırdı. Bu ceza da genellikle ölüm olurdu. Örneğin; ünlü efelerden Çakırcalı Mehmet Efe ve çetesi bir gün Söke ovasından geçerken yanındaki adamlardan biri, ovada başak toplayan kızlardan birini gözüne kestirir ve efeden bu kızı oynatmak için izin ister. Ancak bu duruma öfkelenen efe, bu adamını gözünü kırpmadan öldürür ve diğer adamlarına dönerek “Irz düşmanları bizimle gezemez. Irz düşmanlarının bizdeki cezası budur” der. Çakırcalı’yı yakalam için yıllarca uğraşan Hasan Çavuş da “Kadına, avrada hiç bakmaz, namusa çok riayet eder. Hatta adamlarından herhangi biri kadına sataşsa ona yapacağı en ufak şey ense köküne bir kurşun yerleştirmektir” diyerek bu durumu doğrulamaktadır.
 
< Önceki   Sonraki >

 
Ayi.org
Linkcenneti.com
Counters
eXTReMe Tracker