Ana Sayfa arrow Makaleler arrow Gökçen Efenin Tarihi Kişiliği ve Ziya Hanhanın Gökçen Efe Destanı Üzerine
Zeybekler.Net
Ana Sayfa
Forum
Zeybek Nedir?
Töre ve Törenler
Kostümler
Efeler
Makaleler
Videolar
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Forumdan Son Konular
bingöl grup yarışması 16 mayıs
konservatuar sınavları
Antalya bölge yarışması
M.e.b Türkiye Finalleri
hangi yöre zeybeğin hakkını daha iyi veriyo bakalım:)))
"İğnem Düştü Yerlere" ( Kütahya)
Germencikli Tibet Var
Aydın'dan hangi oyunlar sizce daha güzel?


 

Gökçen Efenin Tarihi Kişiliği ve Ziya Hanhanın Gökçen Efe Destanı Üzerine PDF Yazdır E-mail
Okuyucu Oylama: / 64
Kötüİyi 
Çarşamba, 11 Ekim 2006
6914 kez okundu

Gökçen Efe’nin Tarihi Kişiliği ve Ziya Hanhan’ın Gökçen Efe Destanı Üzerine

                                                                           Yard. Doç. Dr. Mustafa ÖZSARI

   Gökçen Efe, kahramanlık ve yurtseverliğiyle İstiklâl Savaşı tarihine adını yazdırmış bir Kuva-yı Milliye kahramanıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Tire civarındaki Fata Köyünü Gökçen şeklinde değiştirerek Efe’nin adına anlamlı bir anıt dikmiştir. Onun işgal kuvvetlerine karşı verdiği mücadele, bizzat kendisini tanıyanlar tarafından nakledilmiş ve bu anlatılar 1940’lı yıllarda Tire Halkevi mensupları tarafından yazıya geçirilmiştir . Burada Tire Halkevi başkanı Sadık Giz ile Tire Müzesi Müdürü Faik Tokluoğlu’nun çabalarını hayırla hatırlamak gerekir. Ayrıca İzmirli yazar ve şair Fuat Edip Baksı , Sadık Giz ve Faik Tokluoğlu’nun derlemelerini esas alarak Gökçen Efe’nin hayatına dair bir araştırma yapmış ve araştırmasını 1944’te Gökçen Efe başlığı altında yayımlamıştır. İzmir Halkevi yayınları arasında çıkan bu broşür, aynı zamanda Gökçen Efe hakkında bilgi veren temel kaynaklardan birisidir...

Gökçen Efe’nin maceraları bir yandan türkülere konu olurken öte yandan edebiyatçıların da dikkatini çekmiştir. Şairler Gökçen Efe anlatılarını belirli kesitler halinde şiirlerine konu etmişler, bunları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlamışlardır. Bunlardan en önemlisi şüphesiz 1941’de Tire’de sorgu hakimi olarak çalışan Ziya Hanhan’ın Gökçen Efe Destanı başlıklı eseridir . Sanatçı yöreden duyduğu Gökçen Efe anlatılarını nazma çekmiş, 1941’den itibaren Küçük Menderes dergisinde parçalar halinde yayımlamıştır. Destanın parça parça yayımından yaklaşık otuz yıl sonra aynı sanatçı, derlediği gökçen efe anlatılarını birleştirmiş ve bir kitap halinde bastırmıştır. 

Türk İstiklâl Savaşı’nda pek çok kahraman ortaya çıkmıştır. Bu kahramanların bir kısmı bilinirken pek çoğu unutulup gitmiştir. Gökçen Hüseyin Efe gibi daha önceden de tanınan bazı kahramanlar ise Ziya Hanhan’ın Gökçen Efe destanında olduğu gibi çeşitli vasıtalarla günümüze kadar aktarılmıştır. Biz burada Gökçen Efe’nin tarihî kaynaklarda nasıl göründüğü, bu gerçek olayların Ziya Hanhan’ın destanına nasıl yansıdığı, onun eski destan geleneğimizle bir ilişkisinin olup olmadığı, eğer varsa hangi noktalarda kesişip, hangi noktalarda ayrıldığı gibi sorunlar üzerinde duracağız. Ayrıca orijinal ve yerel bir temanın ele alınıp işlendiği bu eserin edebiyatımızdaki hangi açılımların sonucunda ortaya çıktığını kısaca belirlemeye çalışacağız. Konuyu tasviri bir şekilde ele alacağımızdan destanın üslûba ait nitelikleri üzerinde durmayacağız. Şahıs kadrosu, zaman ve mekân gibi unsurları ise tema ile ilişkisi ölçüsünde değerlendireceğiz.

Elimizdeki tarihi kaynaklara göre, Gökçen Hüseyin Efe Ödemiş’in Ayasurt (bugünkü adıyla Türkönü) köyünden ve Kara Yusufoğulları soyundan gelir. Köklü bir aileye mensup olan Efe 1307(1891)’de doğmuştur (Baksı 1944: 12). Uzun yıllar Çakırcalı çetesinde kızanlık yapan Gökçen Efe, Çakırcalı’nın 17/18 Kasım 1911’de ölümünden sonra (Yetkin 1996: 178), bir müddet eşkıyalığa devam eder(Yetkin 1996: 186). Celâl Bayar’ın İzmir’de İttihat ve Terakki Partisinin Kâtibi mesulü olduğu dönemde O’nun teşvik ve yardımıyla düze iner ve Ödemiş’in Kahrat köyüne yerleşir(Üsküp 1999: 100). 

15 Mayıs 1919’da İzmir’e giren Yunan kuvvetleri, 29 Mayıs 1919 Perşembe günü de hiçbir direnişle karşılaşmadan Tire’yi işgal ederler. İşgal kuvvetlerinin ilgisi ve dikkati büyük ölçüde Gökçen’in oturduğu Kahrat köyüne yönelmiştir. Fakat Yunanlılar Efe’yi gücendirmemek için ona karşı oldukça iyi davranmışlardır. Bununla beraber Gökçen Efe her şeyin farkındadır; Efe’nin millî gururu kırılmıştır ve işgal altında yaşamak ona acı vermektedir (Bayar 1997: 52). Tire’nin düşman eline geçişinden yaklaşık bir ay sonra Gökçen Efe’ye Karaçamur Köyünde oturan Hacı Halil Ağa’dan bir mektup gelir. Tire Müzesi Müdürü Faik Tokluoğlu’nun notlarından alınan bu mektupta Hacı Halil Efe Gökçen Efe’ye şöyle der:

            “Oğlum Gökçen,

            Eskiden Osmanlıya karşı zeybeklik ediyor ve kahramanlık yaptım sanıyordun. Efelik yapacak zaman şimdiki zamandır. Bu acı hal, yüreğini acıtmıyor mu...Haydi bakayım gayri iş başına!

            Anlaşmak ve yapacağımız işleri kararlaştırmak için bir yer göster. Seni çok göreceğim geldi. Şimdilik selâm edip gözlerinden öperim.”(Baksı 1944: 16)

Bu mektup Gökçen Efe’nin kararını Millî Mücadele lehine vermesinde hayli etkili olmuş bir belgedir.

 
Efe, Hacı Halil Ağa ile 2 Temmuz 1919 Çarşamba günü Çobanköy yakınındaki Sarı Kahya Çeşmesi denilen yerde yaklaşık iki saat süren bir görüşme yapar (Baksı 1944: 20). Söz konusu görüşmede alınan karara göre “Hepsi ailelerini ve davarlarını alıp Karaçamur’a gidecekler... Toplanma ve idare yeri Emmi’nin obası olacak. Bir yandan da gözünü daldan, budaktan sakınmayan; sözü, özü pek delikanlıları, savaşmak üzere dağa çağıracaklar...” (Baksı 1944: 20). Gökçen Efe’nin bu kararı bölgedeki diğer milis kuvvetleri tarafından sevinçle karşılanır(Bayar 1997: 45-48). Böylece Gökçen Hüseyin Efe pek çok arkadaşıyla birlikte millî mücadeleye doğrudan katılmış olur.

Efe, Batı Anadolu’da başlıca şu baskınlara katılmıştır: 11 Temmuz 1919’da  Gökçen Efe komutasında ellibeş altmış kişilik gönüllü birliklerle Fata köyüne başarılı bir baskın yapılmıştır. Söz konusu baskında Yunan karakolu yakılmış, çok sayıda Yunan askeri öldürülmüş ve Yunan cephane ambarı ele geçirilmiştir (Bayar 1997: 50-51). Bu baskın aynı zamanda Gökçen Efe grubunun ilk baskınıdır.

Fata baskınından sonra bir süre dinlenmeye çekilen ve bu esnada diğer katılımlarla yaklaşık 300 kişiye ulaşan Gökçen Efe kuvvetleri, 26 Ağustos 1919’da düzenlenen Üçyol baskınına katılmıştır. Ancak bu baskında kesin bir sonuç alınamamış ve Türk kuvvetleri geri çekilmiştir. Gökçen Efe kuvvetleri de Mendegüme köyüne yerleşmiştir.

Gökçen Efe ve kızanları Mendegüme’de dinlenirken Hacı Halil Ağa’nın kardeşi Mustafa Ağa Fata’ya bir baskın düzenler ve köyü işgal eder. Gökçen Efe de elindeki birliklerle Mustafa Ağa’ya yardıma gider (Bayar 1997: 62). Tire’deki Rum ahali arasında Gökçen Efe’nin Tire’ye hücum edeceği haberi yayılır. Bunun üzerine Efe’ye Yunanlılar tarafından nasihat heyetleri gönderilse de bu girişimlerden herhangi bir sonuç alınamaz. Gökçen Efe, Tire ve Ödemiş civarında Yunanlılarla çarpışmaya devam eder

1919 yılının Ekim ayı başlarında Efe rahatsızlanır. Bu durum 13 Ekim 1919’da işgal kuvvetleri tarafından öğrenilir ve Yunanlılar 16 Ekim 1919’da Gökçen Efe’nin bulunduğu mevzie taarruza başlar. Efe gerekli tertibatı alır ve muharebeyi hasta yatağından idare eder. Yunanlılar bir çevirme harekatıyla Gökçen Efe’yi yakalarlar. Efe tek başına yedi sekiz kişiyle karşı karşıya gelir. Hepsini öldürdüğünü zanneden Efe ileri sipere doğru giderken, yaralı bir düşman askeri tarafından arkadan vurulmak suretiyle şehit edilir .   

Gökçen’in ölümü efeler ve yöre halkı arasında büyük üzüntü yaratmıştır. Hayatı, maceraları daha o zaman halkın ağzında ve basında efsaneleşmiştir. O Türkün bütün vasıflarını üzerinde taşıyan şuurlu, cesur ve vatansever bir yiğittir. Türkün vatanı ve türkün şerefi için çarpışan ve 28 yaşında şehit olan bu değerli kahramanın hayatı halk arasında sürekli anlatılmış ve bir destan kahramanı hüviyetine bürünmüştür. Daha önce belirttiğimiz gibi bu destanlardan biri de Ziya Hanhan’ın Gökçen Efe başlıklı eseridir.

Destanın elimizde iki ayrı baskısı vardır. Bunlardan ilki 1969 yılında,Yeni İstanbul Matbaasında Efeler Şahlanıyor (Gökçen Efe) adıyla basılmıştır. 55 Sayfadan ibaret olan bu baskı Günü Gününe İstiklâl Harbi gazetesinin ilâvesi olarak verilmiştir. Kitabın diğer bir baskısı ise Dağdaki Işık Gökçen Efe adıyla 1972’de çıkmıştır. Milliyetçi Yayınları hesabına çıkan kitabın bu baskısı 63 sayfadan ibarettir. Hanhan, 1972 baskısında kitabına bazı ilâveler yapmış, kitabın bazı bölümlerini ise çıkarmıştır. Fakat yapılan ilâve ve çıkarmalar eserin konusunu değiştirecek nitelikte değildir. Bu çalışmada eserin 1972 baskısı esas alınacaktır.

Eserin konusu kısaca şöyledir:    İbrahim oğlu Gökçen Hüseyin hâli vakti yerinde, açık gönüllü, sevgiye, dostluğa ve insanlığa inanan ve köyünde huzur içinde yaşayan iyi bir kişidir. 1919’da İzmir’in işgal edildiğini duyan Gökçen bu haber karşısında oldukça sarsılır ve uzun süre sessizliğe gömülür. Bu sırada kızanlarından Çoban Ese Efe’ye bir geminin Karadeniz’e açıldığını ve içinde Tanrının aslanının bulunduğunu söyler. Hacı Halil, Çoban Ese ve Tekkürek lakaplı eski bir Gazi Gökçen’in evinde toplanırlar. Toplantıda düşmanla mücadeleden başka bir çıkış yolu olmadığı anlaşılır. Çoban Ese’nin mücadeleye daveti üzerine Efe de gerçeği kabul eder ve dağa çıkmaya karar verir. Hemen Bozdağ’ın yolunu tutar. Dağdayken Yunan askerleri tarafından bir yörüğün dövüldüğünü gören Efe tüfeğini Yunan askerlerine doğrultur ve onları öldürmek suretiyle yörüğü kurtarır. Böylece “ev sahibi hırsıza ilk sillesini vurmuş olur”.

Bu arada civar yerleşim birimlerinden pek çok gönüllü Gökçen Efe birliklerine katılır. Her birinin savaşmak için ayrı bir sebebi vardır. Katılım çoğalmıştır; fakat elde silâh yoktur. Silâh temini için yanık karakola baskın yapılmasına karar verilir. Baskında altı zeybek şehit olur; fakat yeterince silah da temin edilir. Ankara’dan gelen bir emir üzerine ikinci bir baskın da Çatalı denilen ve Ödemiş, Tire, Bayındır üçgenini birleştiren mevkie gerçekleştirilir. Baskına Gökçen’in birliğinden üç zeybek katılır ve üç tane esir ele geçirilir. Esirlere insanca muamelede bulunan Efe onların tedavisini yapar ve salıverir.

Gökçen Efe Aydın havalisinde mücadele eden Yörük Ali ile irtibat kurmak için Ona bir elçi gönderir. Üç gün sonra dönen elçi Yörük Ali Efe’nin  Aydın’a bir baskın düzenlediğini ve Aydın’ı düşmandan geri aldığını haber verir. Bu haber Gökçen Efe’yi hayli cesaretlendir. Efe, Tire’yi işgalden kurtarma hayalini kurar. Bunun için ilk olarak Yunan cephaneliği yakılır. Artık İşgal kuvvetleri Gökçen’i ortadan kaldırmadan rahat edemeyeceklerine inanmışlardır. Üç tabur askerle Gökçen’in bulunduğu Kırcaova’ya taarruza geçerler. Gökçen’in etrafında yedi kişi vardır. Yedi neferin her biri sırayla şehit olur. Etrafındaki çember iyice daralan Efe de önce yaralanır, ardından şehadet mertebesine ulaşır. 

Ziya Hanhan’nın Efeler Şahlanıyor (Gökçen Efe) yahut Dağdaki Işık (Gökçen Efe) başlıklı destanı İstiklâl Savaşı esnasında Türk insanın verdiği olağanüstü mücadelenin ve kahramanlığın edebiyatımıza güzel bir yansımasıdır. Destanı incelemeye geçmeden önce şurasını belirtmek gerekir: “Biz, kahraman kelimesini Türkçe’de normal olarak, savaşlarda çarpışan, din, vatan, millet gibi sosyal değerler uğruna kendisini feda eden insanlar için kullanırız. Burada insan bile bile ölüme gider. İtici güç de ferdî kazanç değil tam tersine mutlak fedakârlıktır.”(Kaplan 1994:61). Bu yönden bakıldığında Gökçen Hüseyin Efe hem tarihi kişiliği hem de destansı kişiliği bakımından tam anlamıyla bir kahramanlık örneğidir.

Yunan askerlerinin ellerini kollarını sallayarak ve kendi çiftliklerine gelir gibi Tire’ye girmeleri Tire ve civarında yaşayan Türkleri derin üzüntüye boğar. Fakat çok geçmeden Anadolu’da ortaya çıkan millî şuur Tirelileri de etkilemiş, yöre halkı tarafından memleketi işgalden kurtarma yönünde ciddî girişimler başlatılmıştır. Evlerde gizli toplantılar yapılmış, bu toplantılarda dağa çıkarak düşmanı çete savaşlarıyla hırpalama konusu görüşülmüştür. Fakat bireysel ve dağınık mücadelenin bir işe yaramayacağı ve bütün kuvvetlerin tek elde toplanması gerektiği konusunda da herkes fikir birliği içindedir. Gökçen Efe Kuvvetlerinin kısa sürede 300 kişi gibi bir rakama ulaşması bunu kanıtlar niteliktedir.

Ziya Hanhan, destanında gerçekten yaşanmış bir olayı kendinden de bir şeyler katmak suretiyle şiir formunda işlemiştir. Yerel bir kahramanın, yani Gökçen Efe’nin maceralarının ve kahramanlıklarının konu olarak ele alınması bu destanda dikkatimizi çeken önemli bir özelliktir. Bu tür edebî eserler aynı zamanda devrin halka yönelme hareketinin de bir uzantısıdır.

Batı Anadolu’nun kendine has yerel kahramanları efeler olduğu için, bu destan da doğal olarak Gökçen Efe bağlamında efeler ve onların kahramanlıkları konusu üzerine yazılmıştır. Böylece bir yandan Kuva-yi Milliye ruhu gelecek nesillere aktarılırken, öte yandan  kahramanlıkları ve maceralarıyla halkın belleğinde derin izler bırakan bu kahramanlara söz konusu destan vasıtasıyla bir bakıma yeniden hayat verilmiştir. Yazarın bizzat olayları yaşayan kişiler henüz hayattayken, onlardan duyduklarını dikkate alarak destanının kaleme alması, Gökçen Efe destanının önemini bir kat daha arttırmaktadır.

Ziya Hanhan eserini yazarken halk şiirindeki destan geleneğinden faydalanmıştır. Battal Gazi destanları, Köroğlu hikâyeleri ve bu hikâyeler etrafında oluşan türküler destana birer motif olarak girmiştir. Bunlara ilâveten sanatçı, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren oluşan efe türkülerinden de faydalanmıştır. Bu türküler genellikle epik nitelikli kahramanlık türküleridir.

Gökçen Hüseyin Efe, Çoban Ese, Hacı Halil, Tekkürek, ve İzmirli Bayraktar Osman destanın başlıca kişi kadrosunu oluşturur. Hikâyenin baş kahramanı Gökçen Hüseyin Efe’dir. Yazar Gökçen Efe’yi blok kişileştirme tekniğiyle vermiştir. Yani daha eserin başlangıcında Gökçen Efe tanıtılmıştır. Destanının ilerleyen bölümlerinde Gökçen Efe’nin değişik yönlerini anlatan bazı bölümler ve aksiyonlar vardır. Bu durum Gökçen Efe’nin aynı zamanda dinamik özelliklere sahip bir karakter olduğunu göstermektedir. Fakat destanda Gökçen Efe’nin işgale kadar geçen dönemdeki savaşçı kişiliğinin gelişimini veren herhangi bir ipucu yoktur. Efe’yi bir anda karşımıza çıkan ve düzenli bir orduyla savaşan kahraman olarak görürüz. Onun yetişmesi, silâh kullanmayı öğrenmesi ve kişiliğinin gelişimindeki diğer unsurlar belirtilmemiştir.

Gökçen Efe başta olmak üzere, hikâyede geçen kişilerin genelde gerçek kişiler olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Gökçen Efe’nin bu adla yaşadığı ve önce Osmanlı devletine, daha sonra Yunan işgal kuvvetlerine karşı savaştığı bilinen bir gerçektir. Buna ilâveten Hacı Halil Ağa’nın da yaşadığını ve Gökçen Efe’yi Millî Mücadeleye davet eden kişi olduğunu daha önce söylemiştik. Çoban Ese ve Tekkürek gibi diğer kişilerin de gerçek kişiler olduğunu, en azından yazarın bu isimleri çevredeki anlatılanlardan duyduğunu tahmin ediyoruz.

Destanın baş kahramanı olan Gökçen Efe’nin İslâmi devir Türk destan geleneğindeki gazi tipiyle veli tipinin bir sentezine benzetilebilir. Nitekim Ziya Hanhan Gökçen Efe’yi tanıttığı destanın giriş bölümünde Efe’ye dair şunları söyler:

İbraam oğlu Gökçen Hüseyin

Milyonların milyonda biri.

Toprak yollu, toprak damlı köylerin

Köylüsü ve neferi

Gökçen,

Memnundu halinden,

Gönlü açıktı alabildiğine

Sevgiye, dostluklara insana.

Ve hiç şikâyeti yoktu,

Kaderden yana.

.......

Bir sofra misali sererdi yere

Sevincini, müjdesini, ümidini

Allah’ı içinde bulurdu çok kere

Bilirdi kitapların bilmediğini.

İncir yaprağında Havva Anayı görürdü,

Zeytin dalında Nuh Peygamberi

Büyük ihtilâlden haberi yoktu ama,

Hürdü

Doğalıberi.

Velhasıl, bir iyi kişiydi Gökçen,

Hiiç şikâyeti yoktu halinden,

Bollukları, kıtlıkları karşılardı

Hep aynı dost yüzüyle

Ve halinden memnun yaşardı,

Kıraç tarlasıyla, sıska öküzüyle, (Hanhan 1972:  7)

Buna karşılık Gökçen Efe’nin işgali yaşayıp da mücadeleye karar verdiği andaki duyguları ise şöyle anlatılır:

Kış geçti, bahar yakındır,

Aldırma gönül, aldırma!

Madem ki dağlar yakındır

Aldırma gönül, aldırma!

Çiçek açmış dağ yolları

Bezenmiş Aydın illeri

Dost bahçesinde gülleri

Soldurma gönül, soldurma

Dağda ölmek yiğit şanı

“Veren alır tatlı canı”

Üstüne dostu düşmanı

Güldürme gönül, güldürme.(Hanhan 1972: 16-17)

Bu mısralar aynı zamanda bir veli tipinin savaş arenasında gazi tipine dönüşünü vermesi bakımından önemlidir.

Yunan askerlerinin bir yörüğü dövdüğünü ve ona Vire Gamoti, gamoti  diye küfür ettiğini gören Gökçen Efe’nin ruhî durumundaki değişim ise su mısralarda ortaya konulmaktadır:

 

Efe’de kaşlar çatık, beti benzi sapsarı

Son bir bıçak vuruşu, kesti en son damarı

Duruşu başkalaştı, bakışı başkalaştı

Ve son bir damla suyla okyanus doldu taştı

Şimşek gibi bir nağra inletti göğü, yeri:

“- Ülen, bırağın onu, gidinin kahpeleri!”

Ve ufuklar bir daha duydu martin sesini

Ev sahibi hırsıza vurdu ilk sillesini. (Hanhan 1972: 23)

 
Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Yukarıdaki parçalardan da anlaşıldığı gibi Gökçen Efe barış zamanı dindar, iyiliksever, kendi halinde, köyünde yaşayan, ziraat ve hayvancılıkla uğraşan, mütevazı bir kişidir . Buna karşılık savaş zamanlarında ise çatık kaşlı, narasıyla yeri göğü inleten, çok iyi silâh kullanan bir savaş kahramanıdır. O, her ne kadar dünyayı fethetmeyi gaye edinen bir kahraman olmasa da vatanı, namusu, dinî, özgürlüğü, ve devleti için hayatını feda etmekten çekinmez. Zaten yaşadığı dönemdeki ortam onun dünyayı fethetmesini sağlayacak bir ortam da değildir.

Destanda tarihi zaman kullanılmış ve bu açıkça belirtilmiştir. Vaka zamanı 1919 yılının 15 Mayısında başlar ve Efe’nin şehit olduğu Ekim 1919’da sona erer. Gerçek hayatta yaşanmış bir olay anlatıldığı için doğal olarak söz konusu tarihlerde yaşanılan bazı olaylar da vurgulanmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Bandırma vapuruyla Samsun’a hareketi, Bayındır ve Tire’nin işgali, Fata Baskını, Aydın’ın geri alınması, Üç Yol baskını ve son olarak Gökçen Efe’nin şehit olduğu muharebe bizim tarihte yaşandığını bildiğimiz gerçek olaylardır.

Esere mekân açısından baktığımızda şöyle bir durumla karşılaşırız: Destanda Gökçen’in evi hariç tamamen dış ve açık mekânlar kullanılmıştır. Gölcük yaylası, Fatalı köyü, Boz Dağ, Güme Dağları ve Küçük Menderes ovası destanda geçen gerçek mekânlardır. Buralar aynı zamanda, merkezî otoritenin ve yerel güçlerin haksız uygulamalarına isyan eden ve bunun için dağa çıkan Batı Anadolu efelerinin yıllarca yaşadıkları ve mücadele ettikleri bir coğrafyadır. Eserde bu coğrafya tasvir edilirken, bir bakıma Gökçen Efe ve etrafındaki zeybeklerin yaşadıkları yerler anlatılmıştır. Dolayısıyla kahramanın arzularının bir ifadesi olan mekân destanda fonksiyonel bir şekilde kullanılmıştır.

Kısaca belirtmek gerekirse, Ziya Hanhan destanının konusunu Türk İstiklâl Savaşından almıştır. Hanhan’ın Gökçen Efe ve Halil Ağa diye belirttiği kahramanlar Batı Anadolu’nun işgali esnasında işgali doğrudan yaşamış ve millî mücadeleye doğrudan katılmış kişilerdir. Hanhan, hikâyesinde tarihi bir olayı, kişileri de tarihten almak suretiyle nazma çekmiş ve eserini yazarken, zaman zaman Battalgazi ve Köroğlu gibi halk destan kahramanlarının maceralarına atıfta bulunmuştur. Bu durum sanatçının halk destanları geleneğine bağlı kalma arzusuna bağlanabilir. Ayrıca Gökçen Efe tiplemesi İslâmi devir Türk destanlarındaki veli tipi ile gazi tipinin bazı özelliklerini üzerinde taşır. Eserin konusu millî savaştan alınmıştır. Eserde geçen kişiler yerel halk kahramanlarından seçilmiştir. Destanda mekân olarak Anadolu coğrafyası kullanılmış, açık ve geniş mekânlar tercih edilmiştir. Bu özellikler, Gökçen Efe Destanı’nın millî edebiyat akımının bir devamı sayılan memleket edebiyatı hareketinin tipik bir örneği olduğunu göstermektedir.


Yard. Doç. Dr. Mustafa Özsarı'nın web sitesine aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

http://tdeb.balikesir.edu.tr/turkceweb/mozsari.htm 

 
< Önceki   Sonraki >

 
Ayi.org
Linkcenneti.com
Counters
eXTReMe Tracker